YALNIZLIĞIN NEDENSELLİĞİ ÜZERİNE
İnsanoğlu, avcı toplayıcı dönemden tarım toplumuna geçiş ile birlikte var olabilmek için evvela doğayla değil kendi türü ile mücadelelere girişti.
Nitekim bu mücadele tarım toplumunun kaçınılmaz karakteristik bir özelliğiydi. Bu mücadelelerin yanısıra tarım toplumunun üretim fazlası ürünleri ile ticareti geliştirmesi, sayısı tüm anakarada üçü dâhi geçmeyen ilk medeniyetlerin ardından süreç esnasında günümüze değin yaşayan veya yok olmuş bir çok medeniyeti oluşturdu.
Sanayii çağının bir yandan birçok medeniyeti doğal içgüdülerine yabancılaştırıp törpülemesi ile birlikte diğer yandan onu destekleyen (günümüzde 8 milyarı bulan ve ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken) anamalcı sistemi insanoğlunun üzerine kara bir bulut gibi çöktü.
Tarım toplumunun onca menfi yönüne karşı zamanla müspet yönde ilerleyen, nüfusu az lâkin gerek kendi türüne gerekse doğaya karşı mücadelede kolektif dayanışma anlayışı güçlü sistemine karşı; günümüz sanayii ve teknoloji çağı, sayıca çok fakat bireysel mânâda yalnızlık girdabının içine düşmekten kendini kurtaramamış yoz bir çağı oluşturdu.
Tarım toplumunda birlikte ayinler törenler icra eden, savaşan,mücadele eden, omuz omuza veren kolektif yapı zamanla kitlelere hapsolmuş ve yalnızlıklarını bir takım sûni eylemler üzerine inşaa etmiş yığınlara dönüştü.
Burada irdelenmesi gereken en önemli paradoks ise, kitle içerisinde yaşayan ve yalnızlık duygusu belirgin karakterde olan insanların, kendi türlerinden de uzak bir mekânda yalnızlıklarını yaşayabilme arzusudur.
Bu arzunun en sarih nedeni, kapitalist toplum çağında insanların birbirlerine giderek yabancılaşmaları olsa gerek.
Yine de kendi türlerinden uzak ve sakin bir mekânda yaşanılan yalnızlık, kitleler içerisinde yaşanan yalnızlıktan kat be kat yeğdir.
Fırat CELEP
Yorumlar
Yorum Gönder